İran İ.C. Dışişleri Bakanlığının bölge ülkelerinin kendi topraklarını İrana karşı saldırılar için kullandırmaktan kaçınmaları gerektiği Hk. bildiri
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının bölge ülkelerinin kendi topraklarını ve imkanlarını İrana karşı askeri saldırılar için kullandırmaktan kaçınmaları gerektiğine dair bildiri metni
Bismillahirrahmanirrahim
07.03.2026
Siyonist rejim ve Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleştirdiği ortak askerî saldırı, 28 Şubat 2026 Cumartesi günü, İslam Devrimi’nin Yüce Lideri ve ülkemizin bazı üst düzey yetkililerinin şehit edilmesiyle ve eş zamanlı olarak okullar, hastaneler, spor tesisleri, konutlar ve kamu hizmeti sunan merkezler dâhil olmak üzere askerî ve sivil altyapılara yönelik saldırılarla başlamış olup hâlen devam etmektedir. Bu durum, İran’ın toprak bütünlüğünün ve ulusal egemenliğinin açık bir ihlalidir.
Bu acımasız askeri saldırıya verilecek yanıt, İran’ın, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde de belirtildiği üzere, doğuştan gelen meşru müdafaa hakkıdır. İran İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetleri bu suç teşkil eden saldırıyla mücadele etmek için tüm imkanlarını kullanmaktadır. İran’ın meşru müdafaa hakkını kullanması, saldırı duruncaya kadar veya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 39. maddesi uyarınca görevini yerine getirerek saldırganları tespit edip ilan edene ve saldırılarından doğan sorumlulukları belirleyene kadar devam edecektir
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile yapılan çeşitli yazışmalarda da açıklandığı üzere, “Kendi mülkiyeti ve egemenliği altındaki topraklardan başkalarına zarar verilmesinin engellenmesi ”ne dair uluslararası hukukun temel ilkesi gereği, devletler sahip oldukları ve egemenlikleri altındaki toprakların başka devletlere zarar vermek amacıyla doğrudan veya dolaylı olarak kullandıramazlar. Bu bağlamda, BM Genel Kurulu'nun tam oy birliğiyle kabul edilen ve askeri saldırganlığın tanımı ve örneklerine ilişkin uluslararası hukukun teamüllerini yansıtan 3314 sayılı kararının 3. Maddesi (f) fıkrası, "bir ülkenin, başka bir ülkenin kendi topraklarını üçüncü bir ülkeye karşı saldırganlık eylemi gerçekleştirmek üzere kullanmasına izin vermesini” askeri saldırganlık eylem lerden biri olarak kabul etmektedir.
Ayrıca, uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak, devletler, kendi topraklarında konuşlandırılmış güçlerin diğer devletlere karşı gerçekleştireceği askerî saldırıları kesin bir şekilde engellemeli, bu tür saldırıları kolaylaştırmamalı veya desteklememelidir. Açıktır ki, söz konusu temel yükümlülüklerin ihlali durumunda, toprakları üzerinden üçüncü bir devlete karşı askerî saldırı gerçekleştirilmiş olan diğer devletler, doğrudan ve dolaylı zararların tazmini de dâhil olmak üzere, uluslararası hukuki yükümlülüklere sahiptirler.
İran İslam Cumhuriyeti, İran topraklarını koruma konusundaki meşru savunma hakkını kullanarak ve Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca Güvenlik Konseyi’nin görev ve sorumluluklarını yerine getirmedeki açık ihmali ışığında, bölgedeki saldırganların üs ve tesislerine karşı gerekli ve orantılı savunma operasyonları gerçekleştirmiştir. Bu eylem uluslararası hukuk açısından meşrudur ve önceden farklı düzeylerde sürekli olarak gerekli uyarıların yapılmıştır.
Hiçbir faktör, İran’ın Amerika ve Siyonist rejimin askerî saldırılarına karşı kendini savunma konusundaki doğuştan gelen meşru hakkını zedeleyemez. İran’ın savunma operasyonları, İran halkına yönelik saldırgan eylemlerin kaynağı ve merkezi olan hedefler ile bu tür hedeflere hizmet eden unsurlara karşı yürütülmektedir. Bölge ülkeleri, topraklarındaki Amerikan üslerinin bölgenin güvenliğine katkıda bulunmadığını, yalnızca Siyonist çocuk katillerini ve Amerikalı saldırganları desteklemek için kullanıldığını artık kesinlikle anlamışlardır.
Bölge ülkeleriyle karşılıklı saygı, iyi komşuluk ilkesi ve birbirinin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterme temelinde dostane ilişkilerin sürdürülmesine özel bir önem atfeden İran İslam Cumhuriyeti, İran'ın bölgedeki Amerikan askeri üsleri ve imkanlarına yönelik savunma operasyonlarının hiçbir şekilde bölge ülkeleriyle düşmanlık veya husumet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgular.